Stanford Üniversitesi'nde doktora sonrası araştırmacı olan baş araştırmacı Kathleen Watson ve meslektaşları, Hollanda'da uzun süreli bir depresyon ve anksiyete araştırmasında 600'den fazla katılımcının verilerini analiz ettiler. Yaş ortalaması 41 olan insanlar, çalışmaya girdiklerinde hiçbir zaman depresyon ya da kaygıdan rahatsız olmadılar. Düzenli fizik muayeneler, araştırmacıların, açlık kan şekeri seviyeleri, bel çevresi ve trigliseritlerin HDL kolesterole oranı olmak üzere üç insülin direnci ölçüsünü izlemelerine izin verdi. Katılımcılar ayrıca düzenli psikolojik değerlendirmelere tabi tutuldu. Araştırmacılar, bu çalışmanın katılımcıları zamanla daha insüline dirençli hale geldikçe, depresyon riskinin arttığını buldu. Trigliserit/HDL oranındaki her birim artış, %89 artan depresyon oranıyla bağlantılıydı. Göbek yağındaki her 2 inçlik artış, %11 daha yüksek depresyon oranıyla ilişkilendirildi. Açlık kan şekeri seviyelerindeki desilitre başına 18 miligramlık her artış, %37 daha yüksek depresyon oranıyla bağlantılıydı.
İnsülin direnci iltihaplanmaya neden olur ve iltihaplanma sırasında salınan biyokimyasalların beyin kimyası üzerinde bir etkisi olabilir. İnflamasyonun depresyon gelişimindeki rolüne dair artan kanıtlar incelenmekte olan bir konu. Watson, insülinin kendisinin beyin sağlığında bir rol oynamasının ve hormona direncin ruh halinizi alt üst etmesinin mümkün olabileceğini, örneğin, beyninizdeki insüline yanıt veren bazı alıcıların, "savaş ya da kaç" stres hormonu olan kortizol ile de etkileşime girdiğini söyledi. Bir diğer olasılık, insülin direnci ve depresyonun bir dizi ortak yaşam tarzı risk faktörünü paylaşması olabilir (aşırı kilo, egzersiz eksikliği ve sağlıksız alışkanlıklar).
Makalenin/Haberin İngilizce versiyonuna buradan ulaşabilirsiniz.
Haber Yayınlanma Tarihi : 24.09.2021
Haberi Sosyal Medyada PaylaÅŸ:




