Araştırma için, araştırmacılar Mass General Brigham'da devam eden büyük ölçekli bir araştırma projesine katılan 85.500'den fazla kişiden elde edilen verileri analiz etti. Araştırmacılar, bu kişilerin yaklaşık 15.000'inin hem depresyon hem de kaygı yaşadığını ve 15.800'den fazlasının ise bunlardan birine veya diğerine sahip olduğunu belirtti. Geri kalanların ise bu durumların hiçbiri yoktu. Katılımcılar üç yıldan biraz fazla bir süre boyunca takip edildi ve bu süre zarfında 3.000'den fazla kişi kalp krizi, kalp yetmezliği veya inme geçirdi. Hem depresyon hem de kaygı, kalp krizi veya inme riskinin artmasıyla bağlantılı bulundu. Özellikle depresyon ve anksiyete tanısı alan kişilerin, yalnızca bir rahatsızlık tanısı alanlara kıyasla yaklaşık %32 daha yüksek risk altında olduğu görüldü. Araştırmacılar, beyin görüntüleme verilerinin analizinin, depresyon veya anksiyete yaşayan kişilerin stresle ilişkili bir beyin bölgesi olan amigdala'da artmış aktivite gösterdiğini ortaya koyduğunu söyledi. Bu kişilerde ayrıca iltihaplanmayla bağlantılı bir protein olan CRP seviyeleri de daha yüksekti. Abohashem; “Beynin stres devreleri aşırı aktif olduğunda, vücudun ‘savaş ya da kaç’ sistemini kronik olarak tetikleyebilir ve bu da kalp atış hızında, kan basıncında ve kronik iltihaplanmada artışa yol açabilir. Zamanla, bu değişiklikler kan damarlarına zarar verebilir ve kalp hastalığını hızlandırabilir” dedi. Ona göre bu, "kalp sağlığını korumanın sadece diyet veya egzersizle ilgili olmadığını, aynı zamanda duygusal sağlıkla da ilgili olduğunu pekiştiriyor".
Makalenin/Haberin İngilizce versiyonuna buradan ulaşabilirsiniz.
Haber Yayınlanma Tarihi : 20.12.2025
Haberi Sosyal Medyada Paylaş:




